Skip Navigation Links
Makale Kategorileri
 

EN ÇOK OKUNANLAR
Alternatif yazı, resimin görüntülenemediği durumlar için.
GAZETE MANŞETLERİ
Önceki Sonraki

HİÇBİR BAŞARI CEZASIZ KALMAZ!

İDRİS KOÇ
CİPDER YAZILARI - 19 Eylül 2017 Salı - 08:39:55  - Bu makale 50 kere okundu.
İDRİS KOÇ 
idriskoc48@gmail.com.

  

Ülkemizde her geçen gün, insanımızı gururlandıran, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan güzel şeyler oluyor. Ancak yıllar, hatta yüzyıllar geçse de, her devirde farklı şekilde tezahür eden bir hastalığımız, adı konmamış bir kural var: Başarıyı cezalandırmak...

İşinde ilgisiz, sorumsuz, başarısız olanlar; çoğunluğa katılıp herkes gibi olanlar, her devirde problem yaşamadan ticaretini, siyasetini, ilmini, işini ve yaşamını sürdürmekte; amiyane tabirle sığ koylarda gemisini yüzdürmektedir.

İşine ilgili, sorumluluk duyan, rutinin dışına çıkan, farklı bakan, değer katan ve başarıyı yakalayan herkesin önü de bir şekilde kesilmektedir. İşinde ve hayatında yol almak ve farklı yerler keşfetmek için biraz açılanlar bir fırtına ile alaşağı edilmektedir.

Bu cezalandırmaya tarihten birkaç örnek verelim:

İlk cezalandırma hikâyesi 17. yüzyılda yaşayan Müslüman Türk bilgini ve geniş bilgisiyle halk arasında “Hezarfen-bin fenli” lakabıyla anılan Hazerfan Ahmet Çelebi’nin hikâyesidir. Hazerfan Ahmet Çelebi, 10. yüzyıl Müslüman Türk âlimlerinden İsmail Cevheri'nin başarısızlıkla sonuçlanan deneyinden ilham alarak ve kuşların uçuşunu inceleyerek lodoslu bir havada kuş kanatlarına benzer bir kanat takarak Galata Kulesi'nden  kendini boşluğa bırakmış ve uçarak Üsküdar Doğancılar'a inmiştir. Hezarfen Ahmet Çelebi, bu kanatlı uçuşuyla Türk havacılık tarihine geçmiştir.

Sarayburnu'ndaki köşkünden bu uçuşu izleyen Padişah IV. Murat, Ahmet Çelebi'ye ödül olarak bir kese altın verdikten sonra, sonra her istediğini yapan bu adamdan korkulacağı düşüncesiyle onu Cezayir'e sürgün etmiş. Hezarfen Ahmet Çelebi Cezayir'de sürgünde iken vefat etmiştir.

İkinci cezalandırma hikâyesi de yine bu döneme ait. 1633 yılında dönemin Padişahı IV. Murat'ın kızının doğum günü kutlamalarında, barut gücüyle hareket eden bir roket ile (rivayete göre roket 2500 metre kadar havalanmış) havalanan, yaklaşık 300 metre sonra roketten ayrılarak kendisine bağlı kanatlar sayesinde boğaza iniş yapan Lagari Hasan Çelebi’nin hikayesidir.

Önce Lagari Hasan Çelebi’yi ödüllendiren Padişah IV. Murat, sonra ulemanın baskısı ile onu Kırım'a sürgüne göndermiştir. Bizim cezalandırdığımız Lagari Hasan Çelebi’nin Kırım’a attığı bu tohum filizlenmiş ve modern anlamda ilk roket çalışmaları bugün Kırım'ın da içinde bulunduğu Ukrayna'da başlamıştır.

Üçüncü cezalandırma hikâyesi daha dramatik. 1886 yılında Sivas’ta dünyaya gelen, iş hayatına önce memuriyet ile başlayan, daha sonra memuriyeti bırakarak ticarete atılan Nuri Demirağ’ın hikâyesi... 1936 yılında Beşiktaş’ta ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ’ın Nu.D-38 adıyla  ürettiği çift motorlu uçak 1944 yılında İstanbul’dan Ankara’ya uçmaya başlamıştır. Bu arada Yeşilköy’de arazi satın alarak uçuş pisti yapan ve Gök Okulunu açarak pilot ve mühendis yetiştiren Nuri Demirağ, yabancı mühendis ve istihbarat elemanlarınca yakın takibe alınırken devlet yetkililerinden ilgi görmemiştir.

Sipariş verilen 12 adet uçağın test uçuşlarının Türk Hava Kurumu yetkililerince Eskişehir’de yapılması konusunda ısrarcı olunması üzerine, dar olan piste inemeyen uçak hendeğe düşmüş ve pilot şehit olmuştur. Bu kazayı mazeret göstererek uçağın yetersizliğini iddia eden Türk Hava Kurumu yetkilileri siparişleri iptal etmiştir. Bu durumu iki kez Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye yazan Nuri Demirağ bir destek görememiş, yurt dışından sipariş için bekleyenlerin de geri çekilmesi ile iflas etmiştir. Yeşilköy’deki pist ve arazi istimlak edilerek bugünkü havalimanı (Atatürk Havalimanı), Beşiktaş’taki fabrika istimlak edilerek de Denizcilik Müzesi yapılmıştır.  Bu duruma, daha işin başında “Biz doğru dürüst yol bile yapamazken teyyareler yapıp semalarda uçmak gülünç bir palavradır.” diyen aymazlar ile yabancı uçak üreticileri çok sevinmiştir.

Bugün bu başarının mimarının adı Sivas Havalimanına verilmiş, ancak o yıllarda kendi uçağını yapan ve yabancıların sipariş için kapıda beklediği Türk uçak sanayii onarılmaz bir darbe almıştır. Bu yazıyı yazdıktan sonra “Hayalleri Uçuran Adam Nuri Demirağ” isimli bir çalışma ile memleket sevdalısı bu insanın hikâyesini anlatan ve İstanbul Ticaret Odasınca hazırlanan kitabı buldum. Meraklısına tavsiye ederim.

Son örnek de “Devrim”den... 1961’de Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder. TCDD’nda çalışan 23 mühendis, insanımızın makûs talihini yenmek için bir fırsat olarak görerek işe koyulur. Ancak ne hikmetse, bu otomobil Cumhuriyet Bayramı'na yetiştirilecek, yani 130 günde bitirilecektir.

İmkânsızlık, birçok engel ve talihsizlikle baş eden fedakâr mühendisler verilen sürenin sonunda “Devrimi bitirir. Ancak daha aşılması gereken çok engel vardır. Talihsizler ve işgüzar insanlar yakalarını bırakmayınca herkesin bildiği gibi “Devrim” tarihin tozlu raflarına hapsedilen bir macera olarak kalır. Devrim, inancın, azmin ve memleket sevdasının neleri başarabileceğinin ve bir başarının nasıl cezalandırıldığının en acı hikâyesidir.

Bu olayı işleyen “Devrim Arabaları” filminde bunu çok güzel anlatan bir sahne var. Latif, arkadaşının kendisine “Biz bu arabayı yapınca ne olur?” sorusuna getirdiği izahtan sonra şunu söylüyor: “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz evlat.” Latif bunu söylüyor ama yolundan da dönmüyor. Başladığı işi layıkıyla bitiriyor.

Bu cezalandırmalara günümüzden de birçok örnek verilebilir. Uzatmamak için yalnızca intihar süsü verilerek katledilen onlarca Aselsan mühendisinin, Isparta dağlarına gömülen yetişmiş insanın akıbetini hatırlatmak yeterli olacaktır. Diğer taraftan iş hayatında, kurumsal ilişkilerde bunun örnekleri her gün bolca yaşanıyor. Ayak oyunları, çelmeler, dedikodular, prim avcıları ve cellatlar...

Sözün özü, bu topraklarda hiçbir başarı cezasız kalmıyor. İş hayatının sahte kahramanları da gündüz kazandıkları amortilerle akşam sefa sürmeye devam ediyor.

Bırakın, işgüzarlar, proje ve emek hırsızları, makam ve koltuk sevdalıları, iş değil prim yapanlar, “sahip olma”yı “insan olma”ya tercih edenler bildiğini okusun. Başarıları cezalandırarak ve başarılı insanları küstürerek konumlarını sağlamlaştırsın. Rahatına düşkünler de tribünden bu kıyımı seyrederek kendilerini güvene almanın keyfini çıkarsınlar.

Bu topraklar, sinek vızıltılarına aldırmayan, kendini vatanına ve milletine adayan, sahip olmayı değil insan olmayı hedefleyen, iş yapmayı prim yapmaya tercih eden, ölmeyi yaşamaya tercih eden, gerçek takdir ve mükâfatı öbür dünyaya bırakan nice kahramanlarla dolu.

Selam olsun o yiğitlere...

 

İdris KOÇ/ Öğretmen

Muğla Açık CİK

 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Etiketler; ,
Yorum Gönder
 Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
 
 
 

            TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri  |  E?itim Haberleri