Skip Navigation Links
YAZAR'IN DİĞER YAZILARI
 
Makale Kategorileri
 

EN ÇOK OKUNANLAR
Alternatif yazı, resimin görüntülenemediği durumlar için.
GAZETE MANŞETLERİ
Önceki Sonraki

HAYDİ ELLER TAŞIN ALTINA

Cem Alemdar Albayrak
CİPDER YAZILARI - 28 Aralık 2015 Pazartesi - 16:30:46  - Bu makale 535 kere okundu.
Cem Alemdar Albayrak 
alemdar61_@hotmail.comCezaevleri kaybederse toplum kaybeder, Türkiye kaybeder!

Şu anda Edirne F Tipi ve Tekirdağ’da görev yapan meslektaşlarımızda büyük bir üzüntü, moralsizlik ve büyük bir tedirginlik yaşanıyor. Tabi bu bir anlık bir olayın sonucu değil, sancılı bir sürecin arkasında bıraktıkları…

İlk kez yaşanmıyor bu türlü olaylar aslında. Sık sık başımıza benzer olaylar geliyor. Cezaevleri gerçekten zor kurumlar. Bu ve benzeri sorunların çözümüne yardımcı olmak için gerek yönetenler gerekse yönetilenler gerekli tedbirleri almakla, isabetli ve doğru kararlar vermekle yükümlüdür. Ceza infaz kurumları günübirlik kararlarla yönetilebilecek kurumlar değildir. Bugün çözülemeyen ya da günlük geçici çözümlerle geçiştirilen sorunlar yarın çözümü zor bir şekilde önümüze çıkmaktadır. Tabi bu sadece ceza infaz kurumu yönetici ve personelinin tek başına yapabileceği şeyler değildir. Hem mevzuat hem de üst düzey yönetim daima kurumların yanında olmalı, esnek bir şekilde tedbirler alınabilmeli, hızlı ve kalıcı çözümler üretilebilmelidir.

Bazen de sorun bizim dışımızda gelişiveriyor. Örneğin, iki hükümlünün tedavi gördüğü bir hastanedeki mahkûm odasının kapısını açık bıraktıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan memurlar hakkında çıkan ön yargılı haberler hepimizi şaşırttı. Öncelikle söylemek gerekir ki kurum dışında herhangi bir sebeple bulunan mahkûmların güvenliği dış güvenlik görevlilerinin yani jandarmanın sorumluluğudur, bizim değil. Hastanede bulunan mahkûmlarla ilgili ceza infaz kurumu personelinin görevi yatış, taburcu, tahlil vb. evrak işlerinin takibidir. Birçok olayda olduğu gibi personelimiz doğru bilgi edinilmeden öncelikle medya tarafından günah keçisi ilan edilmiş, hemen peşinen suçlu gösterilmiştir. Bu ve benzeri her olayda ayrıntısıyla incelenmeden öncelikle personel ihmali gündeme getiriliyor, tabi bu durumda birtakım medya organları boncuk bulmuş gibi hemen atlıyor bizleri suçluyor, olay anlaşıldıktan sonra ise bir özür dileme gereği bile duymadan olay kapanıyor gidiyor.

Oysa aslında bizim için kapanan bir şey yok. Çamur at izi kalsın misali “kasıt”, “kötü muamele”, “ihmal” bizlerin üzerine çoğu kez haksız olarak yapışıp kalıyor. İnsanların aklının bir köşesinde hep bu kötü imaj yerleşip, bir türlü çıkmıyor! Her şeyden önce konu edilen bir haber değil bir mesleğin itibarıdır. Medya ve basın kuruluşları ulusal ve uluslararası basın ilkeleri ve mesleki etik kurallarına uymak durumundadırlar. En önemlisi suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur temel ilkesi, reyting uğruna kurban edilmemelidir.

Ayrıca bir de yargı organlarının nezdindeki yerimizden de söz etmek gerekiyor. Öyle görünüyor ki birçok olayda ilk suçlu ilan edilen nedense biz oluyoruz. Tek bir mahkûmun veya vekilinin şikâyetiyle hemen sanık ilan edilen, mahkum önünde savunma vermesi istenilen, deliller sübuta ermediği halde tutuklu yargılanmasına karar verilen, mahkeme sonuçlanmadan kamera görüntülerinin sızdırılması nedeniyle medyanın hedefi haline getirilen, memur olduğu halde sözüne mahkum kadar değer verilmeyen bir duruma getirilmek, aslında bir meslek grubunun meselesi değil kamunun bir meselesidir. Bunlar soyut ve hayali olaylar değil, bunların hepsiyle ilgili örnekler verilebilir.

En son duyduğumuz olay bunun yakın bir örneği. Kamu tarafından kamu hizmeti için seçilmiş bir vekilin kurum müdürüne sarf ettiği bir hakaret sonrası yargıya intikal etmiş bir olaydan söz etmek istiyorum. Yargıya intikal etmiş olayda, mahkeme önünde yemin eden cezaevi personelinin müdürleri lehine yaptığı şahitlik mahkeme kararında “Müdürlerinden çekindikleri için verilen beyan….” olduğu gerekçesiyle dikkate alınmadığı, hakaret sözünün de “değer yargısı” olarak  görüldüğü için hakaret olarak kabul edilmediğini şaşkınlıkla öğrendik. Resmi ziyaret için gelinen bir kurumun amirine söylenen her bir sözcük kişisel değil, kurumsaldır. Bunun kişisel değer yargısı olarak görülmesi ne bizim öz kültürümüze ne de kamu yönetimi teamüllerine uygundur.

Bunun yanında bizim teşkilatın da yapması gereken birtakım düzenlemeler olmalı. Örneğin son olarak Edirne ve Tekirdağ’da yaşanan bu ve buna benzer diğer birçok olay göstermiştir ki son zamanda yapılmış olan “yüksek güvenlikli cezaevi modelleri” bazı konularda yetersiz kalıyor. Özellikle suç örgütü liderleri için özel cezaevleri yapılmalı, bu kişilerin ve dışarıdaki uzantılarının kurum personeli ve aileleri üzerindeki baskılarının yok edilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Tabi bununla birlikte personelin de bazı iç sorunları var. Örneğin cezaevi çalışanlarının eşdeğer diğer kamu görevlilerine kıyasla özlük hakları ve mali haklarında sıkıntılar var. Ayrıca bu kadar riskli bir görevi icra eden personelin diğer güvenlik personelinde olduğu gibi görev şehidi sayılmama gibi birtakım sorunları da var. Benzer görev yapanlara kıyasla ceza infaz kurumu çalışanları çeşitli maddi haklardan da tam olarak yararlanamıyorlar. Yani kısacası cezaevi çalışanları kendilerini hem madden hem manen  güvende hissedemiyorlar, maalesef bazen bu güvensizlik, bu yalnızlık hissi işe de yansıyor. Böyle düzenlemeler yapılması onlara değer verildiğini, yalnız olmadıklarını, Devletin bütün imkanlarıyla arkalarında olduğunu gösterecek, aidiyetlik duygusu güçlenecektir. Bu halin mesleki yaşama olumlu yansıyacağı açıktır. Bununla beraber Kurumlardaki hantal ve iletişim engelleriyle dolu yapı nedeniyle sorunların yukarılara ulaşmaması veya geç ulaşması maalesef beklenen bir durum olsa da bu önlemler bugün için geç kalınmış düzenlemeler olarak önümüzde duruyor.

Cezaevi çalışanlarının, içinde bulundukları her türlü durum hakkındaki düşünce ve fikirlerini demokratik, serbest bir zeminde, bürokratik engellerle takılmaksızın, mobbinge maruz kalmayacağından emin olarak anlatabilmesinin ve sesini duyurabilmesinin yolu açılmalıdır. Çalışanların, çalışma yaşamına ilişkin sorunlarını çözmek, ortak çıkarlarını ve haklarını korumak, geliştirmek, çalışanlar arasındaki birlikteliği ve dayanışmayı sağlamak; bunun yanında medyanın, mahkûmların, yöneticilerin baskıları ile insan haklarını ve hukuku hiçe sayan diğer uygulamalar karşısında cezaevi çalışanlarını koruyan, savunan bir yapı istemenin hakkımız olduğuna inanıyorum. Böyle bir yapı (örneğin bir sendika) olsaydı bu yaşananların nispeten önüne geçilirdi diye düşünüyorum. Cezaevi çalışanlarının hakkını, hukukunu savunan sendikalarının da olması gayet insani ve demokratik bir istektir.

Her türlü olumsuzluklara rağmen kamu görev bilinci içinde vazifemizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bundan sonra da birlik ve beraberlik içinde başımız dik alnımız açık bir biçimde görevimizi yerine getireceğiz. Ama bizimle birlikte sorumluluğu olan herkes de aynı bilinçte olmalı, üzerine düşeni yapmalıdır. Önyargıyla, günübirlik çözümlerle kamu hizmeti yapılamayacağı ve sadece günü kurtarma endişesiyle verilen kararlarla geleceğe yön verilmeyeceğini tarih bizlere defalarca hatırlattı. Artık buna bir son verilmeli ve bu yapıyı kökten düzenleyecek bir yaklaşım tarzı hem yasama, hem yürütme ve hem de yargı organları tarafından benimsenmelidir.

Unutulmamalıdır ki ceza infaz sisteminin başarısı veya başarısızlığı sadece cezaevi çalışanlarını değil tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bu nedenle herkes bizim gibi elini taşın altına koymalıdır.

Çünkü cezaevleri kaybederse toplum kaybeder, Türkiye kaybeder!

 

 

 

 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Etiketler; ,
Yorum Gönder
 Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
 
 
 

            TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri  |  E?itim Haberleri