Skip Navigation Links
YAZAR'IN DİĞER YAZILARI
 
CiPDER DUYURULAR
Makale Kategorileri
 

GAZETE MANŞETLERİ
Önceki Sonraki
Alternatif yazı, resimin görüntülenemediği durumlar için.
EN ÇOK OKUNANLAR

ENGELSİZ YAŞAM

Levent Preveze
CİPDER YAZILARI - 09 Şubat 2017 Perşembe - 16:06:42  - Bu makale 364 kere okundu.
Levent Preveze 
leventpreveze@gmail.com.

Bir insanın; iradesi dışında gerçekleşen ve zerre miktar da olsa talebi olsa da değişmesi muhtemel olmayan bir durumun gerçekleşmesi halinde yeise kapılması, isyan etmesi ve hatta üzülmesi ona da çevresine de fayda vermez. Değiştirme imkânı olmayan bir durum için çabalamak sadece yaşam enerjimizi azaltır, boş ümitler peşinde koşarak yorulmamıza neden olur. Bunun yerine bu durumu kendimiz, ailemiz, milletimiz, devletimiz yararına nasıl en verimli hale getirebiliriz, bunu düşünmeliyiz.

İnsanın doğuştan sahip olduğu birtakım özellikler, onu diğer canlılardan farklı kılar. İnsani donanım diyebileceğimiz bu özelliklerin başında akıl gelir. İrade, vicdan, merhamet, haya, feraset, hamaset vs. özellikler ile ahlak en önemli insani özelliklerdendir. Bu özelliklerin yanında yaşamımızı belli bir standarda göre sürdürebilmemizi sağlayan fiziki donanımız da mevcuttur. Tabi ki bunlar da önemlidir ancak emredildiği gibi fıtrat üzerine yaşamamız için aslolan, manevi donanımı yerinde kullanmaktır.

Mental bir rahatsızlığı olmamasına karşın aklını kullanmayan, öfkesini yönetmeyi öğrenmeyen, fikir üretme becerisini ve muhakeme yetisini nadasa yatırmış, bencilliği yaşam şekli haline getirmiş birisi, dünyanın en yakışıklı, en güzel, en güçlü insanı olsa ne fayda!

İnsanın fiziksel olarak sağlıklı olması, gözlerinin çok iyi görüyor, kulaklarının çok iyi duyuyor olması çok önemli nimetlerdir ama bunlar akıl nimetiyle birleşirse gerçek fayda hâsıl olur. Beyin faaliyetleri durmuş, komaya girmiş bir hasta, dünyanın en güçlü sporcusu olsa bir kıymeti yoktur. O halde aklını, fikrini, muhakeme yeteneğini, iradesini ve değer yargılarını yaşama aktarabilen, bilgiyi erdem olarak uygulayabilen kişiler için fiziksel özelliklerinin hepsi normalin üzerine eklenen ayrıca birer artı özelliktir. Bu fiziksel donanımın birinin veya birkaçının eksikliği insani özelliklerinin kaybı sayılamaz, yani bir eksiklik oluşturmaz.

Bunları şu nedenle anlatıyorum. Engelli veya özürlü olarak nitelendirilen ve toplumda sanki bir ayıp, bir günah işlemiş de bir kenara itilmiş gibi dezavantajlı bir konuma getirilen kardeşlerimin durumuna dikkat çekmek istiyorum. Asıl engelliğinin ve özürlülüğün; aklını kullanmamak, bencillik ve cimrilik etmek; ahlaki ilkeleri by-pass etmek; kendisine birer artı olarak verilen uzuvlarını faydasız ve boş işler için kullanmak olduğunu vurgulamak istiyorum.

Çok iyi gören gözleriyle binlerce kitap okuduğu halde vatana millete faydalı tek bir iş yapmayan, aksine zarar veren kişi -Kur’an’i ifadeyle kitap taşıyan merkep- dururken; fiziksel kapasitesini zorlayarak, görmeyen gözleriyle öğretmenlik yapan, olmayan kollarıyla uluslar arası yüzme müsabakalarına katılarak ülkesini temsil eden, duyamamasına rağmen üniversiteyi bitirip bilgisayar yazılımı tasarlayan kişinin engelli olarak sınıflandırılması kabul edilemez. Büyük bir yükü taşıyamadığı için küçük ama lüks bir araba hor görülemezken, günde ancak birkaç kg yük taşıyan kocaman bir kamyon övülebilir mi? Bir veya birkaç uzvu olmadığı halde sosyal kültürel ve ekonomik yaşama kendi ölçüsünde katılan, üreten kişinin engeli olarak nitelendirilmesi; buna karşın, her uzvu sağlam olduğu halde bunları akıllı kullanmayan, yaratılış amacına hizmet etmeyen kişinin sağlam/normal olarak görülmesi saçmalığın daniskasıdır. Dünyanın en önemli fizikçisi Hawking neredeyse hiçbir uzvunu kullanamadığı halde ona engelli, özürlü demek akıl tutulmasından başka bir şey değildir.

Birkaç yıl önce, devletin “engelli” olarak nitelendirilen bir kadrosundaki göreve atanarak memur olmuş, gencecik, pırıl pırıl bir kardeşimizin bana anlattıkları hiç aklımdan çıkmıyor. Bana anlattığı hadiselerin; eşitliğin, adaletin, merhametin, yoksunluğun ve yoksulluğun sahneden hiç inmediği, ders alınması halinde insanı bilge yapacak tecrübelerin yaşandığı kurumlar olan cezaevinde geçmesi ise beni derinden etkilemişti.

Doğuştan bir uzvu olmayan bu genç kardeşimiz, bizim toplum olarak onun yaşamını zorlaştırmak için gösterdiğimiz çabalara rağmen, üniversiteyi bitirmiş, memur alımı için yapılan merkezi sınavlara girerek memur olmuş. 

Bilişim teknolojisinden sadece sosyal medya hesabı açma ve “beğenme”yi anlayan; e-posta hesabı ile sohbet programları arasındaki farkı bile anlamadığı halde akıllı telefonuyla ortak yaşama birliği kuran; okuduğu yegâne şeyler at yarışı ve iddia kuponları olan; yazma becerileri ise tutanakları yazma değil de sadece imzalama düzeyinde kalmış (tüm bunların gelişmeden kalması da çaba isteyen ayrı yeteneklerdir) olduğu halde; örgün öğretim yapan bir üniversiteyi bitirmiş, çok iyi derecede bilgisayar kullanma becerisine sahip; bilişim teknolojisini kişisel olduğu gibi kurumsal yararlar doğrultusunda da kullanabilen, yabancı dil bilen ve işlevsel anlamda okuyup-yazabilen yani “engelsiz” olan bu kardeşime, kulağına ezanla fısıldanmış o güzel ismi yerine “engelli” diye hitap eden, “hey, engelli gel buraya!” diye seslenen bazı “memurların (!)” engel durumunu ve engel grubunu sizin takdirlerinize bırakıyorum.

 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Etiketler; ,
Yorum Gönder
 Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
 
 
 

            TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri  |  E?itim Haberleri