Skip Navigation Links
YAZAR'IN DİĞER YAZILARI
 
CiPDER DUYURULAR
Makale Kategorileri
 

GAZETE MANŞETLERİ
Önceki Sonraki
Alternatif yazı, resimin görüntülenemediği durumlar için.
EN ÇOK OKUNANLAR

DUVARA BİR TAŞ DA SİZDEN OLSUN

Bekir ALANOĞLU
CİPDER YAZILARI - 22 Ocak 2015 Perşembe - 11:34:59  - Bu makale 552 kere okundu.
Bekir ALANOĞLU 
b.alanoglu@hotmail.comGörev yaptığımız unvanlarımız bizim zenginliğimiz olmalı!
 
            Ceza infaz kurumlarında farklı unvanlarda görev yapan, mesleğini icra eden arkadaşlarımız vardır. Bunların tamamı ceza infaz kurumu çalışanlarını oluşturur. Eğer ki biz ceza infaz kurumlarını bir bütün olarak ele alır, bir vücudu ayakta tutan farklı uzuvlar gibi görürsek daha sağlıklı ve sorunlarımızı çözecek daha iyi çözüm yolları buluruz. Aksi taktirde bir tarafımız eksik kalır ve istenilen sonuca ulaşma konusunda sıkıntı yaşarız. Derneğimiz de sadece belli bir unvana hizmet veren tüzel bir kişilik değildir. Ceza infaz kurumu çalışanlarının tamamını kucaklar. Fakat ceza infaz kurumu çalışanlarının çoğunluğunu infaz ve koruma memurları oluşturduğu için doğal olarak derneğimizin de sadece onlara hizmet verdiğini düşünen arkadaşlarımız olabilir. Ceza infaz kurumunda çalışıyorum denildiğinde, müdür mü, sosyal çalışmacı mı, psikolog mu, katip mi olduğu düşünülmeksizin unvanı ne olursa olsun ilk sorulan soru “infaz ve koruma memuru musun” olmaktadır.
             Biz genel sorunlarımızı belirttiğimiz yazılarımızın tamamında “ceza infaz kurumu çalışanları” tabirini kullanıyoruz. Nadiren de olsa (gerektiği için) infaz ve koruma memuru adını kullandığımızda diğer unvanlardaki arkadaşlarımızdan bazıları hemen tepki göstermektedir. Arkadaşlar; kamuoyunda ve parlamentoda en fazla tanınan, sorunları dile getirilen unvan infaz ve koruma memurlarıdır ki, bu unvan bizim kurumlarımızın ortak unvanı gibi algılanır olmuştur. Tüm emniyet çalışanları polis olarak algılandığı gibi ceza infaz kurumu çalışanlarına da ayrım yapmadan tüm memurlara infaz ve koruma memuru olarak düşünülmektedir. Bunun böyle olması ne infaz ve koruma memurlarına bir ayrıcalık getirir ne de diğer çalışanların statüleriyle ilgili sıkıntı yaşatır. Bu bir algı meselesidir. 
            Kurumlarımızda eğitim servisi, psiko-sosyal servis, gözetim ve denetim servisleri başta olmak üzere tüm çalışanlarımız; unvanlar, tahsil edilen okullar, giyilen kıyafetler, ve alınan maaşlar gibi nedenlerle birbirlerini farklı görmemeli, görevlerini yerine getirme aşamasında birbirlerini anlayarak, birbirlerine yardımcı olarak kamu hizmetini mümkün olan en iyi kalitede yapmaya çalışmalıdır. Bu farklılıkların getirdiği farklı bakış açılarını avantaja çevirerek, birlik ve beraberlik içerisinde çalışmalar yapmalıdırlar.
            Biz dernek yönetimi olarak hiçbir zaman ayrıştırma içinde olmadık, olmayacağız da... “Bana verilenin iki katı komşuma verilecekse, benim bir gözümü çıkar” anlayışını hep reddettik. Böyle düşünmeseydik zaten bu oluşumun içinde ve başında olmazdık. Güvenlik Yasa Tasarısı kapsamında yazdığımız yazılarımızda sadece her mesleğin kendi alanındaki tazminatlardan yararlanması gerektiğinin daha adil olacağından bahsettik. Bunlara muhatap olan çalışanlarımızın bireysel değil kurumsal düşünmesini ve ana fikri hakkaniyet ölçüsünde değerlendirmesini beklerdim. Ama yazdığım yazılara yapılan yorumlara baktığımda, konu ile ilgili çok az yorum görmekteyim. Yapılan yorumlar da hep olumsuz, yıkıcı, ümitsizlik ifade eden söylemler içermektedir.
            Yapılan bazı yorumlarda ise bizim üye sayımızın azaldığından (neredeyse sevinçle) bahsediliyor. Oysa yorumu yapan kişiye bakıyorum bizim üyemiz değil. İnsan kendisinin üye olmadığı bir grubun üye sayısını nereden bilebilir veya neden takip edebilir bir anlam veremiyorum.  
            Arkadaşlar bizler yasa yapıcı değiliz, meclis komisyonları değiliz. Kurumlarımızın var olan sorunlarını ilgili yerlere bildirmek için çabalıyoruz. Bizlere sitem etmek yerine duvara bir taş da siz koysanız daha hızlı ilerler, daha çok yol alırız.
            Bir meslektaşım bana sitem ediyor, “Sen hiç ikinci müdürlük yapmadın mı?” diye. Tabi ki yaptım. İnfaz ve koruma memurluğu ve teknisyen yardımcılığı da yaptım. Peki, bu eleştirilere muhatap olacak ne yaptım. Ben ya da arkadaşlarım ikinci müdürlükle ilgili olumsuz bir cümle mi kurduk yoksa Mecliste bekleyen yasaya müdür yardımcılığı kadrosuyla ilgili düzenlemeleri biz mi ekledik? Koskoca bir “hayır”.
            Mahkeme kararı ile ek ders ücretleri geri alındığı için de bizi suçluyorlar. Güvenlik yasa tasarısında; müdür yardımcılığı kadrosu gelecek, sanki yasayı çıkaran bizlermişiz gibi bizi suçluyorlar. Oysa ki; bizim tek yaptığımız gördüğümüz aksaklıkları gerekli yerlere iletmek, bunu tüm çalışanlarımız ve üyelerimiz de yapabilir. İşimizi iyi yapmazsak bizde ikinci müdür olabiliriz. Farkımız bu tür arkadaşlarımızın iğne kendine dokunduğunda hareketlenmeleridir. Bizler her meslektaşımıza batan iğneyi, kendimize çuvaldız batmış gibi hisseder bu sorunu çözümlemek için uğraşırız.
Benim son yazdıklarım meclis tutanaklarından alıntılardır. Ben tekrar aynı konuya birkaç cümleyle değinmek istiyorum. Meclis komisyon görüşme tutanaklarına bazı meslek gruplarını kurumlarda tutabilmek için tazminat oranlarının artırılması istendiği geçmiştir. Ceza infaz kurumlarında çalışan her unvanın çalıştığının karşılığını kat kat hak etmekte olduklarını, çalıştıkları ortam ve yaptıkları işe bakıldığında daha fazlasını hak ettiklerine inanmaktayım. Benim o cümlelerdeki kastım “bizleri ayrıştırmayın, kimseyi kapsam dışında bırakmayın, bizler üzerine adil olmayan şekilde oynamayın, tazminat oranlarını görev alanlarına göre tanzim edin” demek olmuştur.
            Psiko-sosyal servisine sağlık hizmetleri tazminatı, eğitim servisine eğitim tazminatı, güvenlik görevini yürütenlere güvenlik tazminatı verilmesi gerektiğini düşündüm. Yaptığım yorum bunların oranıyla ilgili değildir. Eğer ki adalet tazminatı verilecekse her ceza infaz kurumu çalışanına verilmesini, kimsenin bu tazminatı alma konusunda hariç tutulmaması gerektiğini dile getirdim. İş riski ve çalışma şartlarına göre her unvana kendi meslek alanında tazminat verilmesi gerektiğini düşünerek kaleme aldım. Yoksa kurumlarımızda hangi unvana bir ek ücret verilirse, bizler arkadaşlarımız adına mutlu oluruz.
             Kurumlarımızda yaşanan bir sorun da Derneğin yapılması istenen yardım taleplerinin haklı gerekçelerle reddedilmesi karşısında yapılan kara propaganda. Peki, yardım isteyen arkadaşımız derneğimize üye mi? Değil. Bu durumda yapılabilecek bir şey olmadığı söylendiğinde hemen karalama kampanyası başlıyor. Hayırda birleşemeyen arkadaşlarımız, şerde birleşiverip toplu istifalar, sosyal medyada ortak sitemler, karalamalar, ağır eleştirilere yöneliyorlar. Ama şunu hiç düşünmüyorlar; senin başına gelen aynı olay, daha önce başka bir arkadaşının da başına geldi ama sen o zaman arkadaşının yanında olmadın. Ona ve ailesine maddi ya da manevi bir katkıda bulunmadın. Bunun son örneğini kısa bir süre önce yaşadık. Ağır bir hastalık yaşayan bir arkadaşımız için kurumdaki personelle görüşüp kendisini üye yapmak için uğraşmalarını tavsiye ettik. Ancak kimse oralı olmadı. Geçenlerde arkadaşımız vefat etti. Ailesiyle görüşüp başsağlığı diledik ama ne cenaze işlemlerini dernek adına üstlenebildik, ne de ailesine maddi yardımda bulunabildik. Ailesi buna rağmen minnetlerini dile getirdi, ancak kurumdaki bazı kişiler (ki onların hiçbiri üye değil) sosyal medyaya hücum edip, ne kadar hasetleri, kibirleri, iftiraları varsa kusmaya başladı. Merhumun üzerinden kendilerine fitne yapma ortamı buldular anlaşılan. Allah içimizdekileri biliyor çok şükür.
Kısa bir süre önce üniversitede okuyan öğrencilerimize küçücük yardımlar yapma imkânı bulduk. Geçen yıl da benzer şekilde bir yardım yapmıştık. Keşke imkânlar elverseydi de bunu yılda bir değil de her ay yapabilseydik. Yardım yaptığımız çocuklarımızdan elliye yakını teşekkür için aradı. Ancak bu yardımları her ay veremediğimiz için hem üzüldüm hem de mahcup oldum. Sağlıkla harcayın çocuklar! Sizlerin bu duyarlılığı inşallah ileride bizlere de yansıyacak. 7 yıldır artmayan ve sembolik bir miktar olan 3 lira aidatın 5 liraya çıkmasından dolayı bazılarımız istifa etmeyecek; duymaktan hicap duyduğumuz bir söylem olan ve maalesef çokça duyduğumuz “Benim verdiğim paralarla tanımadığım kişilere yardım yapılıyor” gibi hastalıklı düşüncelerden sıyrılacak, öğrencilerimize ve ihtiyaç sahibi meslektaşlarımıza aidatlar dışında da ayda 10 TL verecek bir olgunluğu kendimizde bulacağız ve böylece her ay onların yanında olma şerefine nail olabileceğiz.
2015 yılının tüm kurumlarımız çalışanlarına sağlık mutluluk getirmesini ve hayırlara vesile olmasını yüce Allah'tan dilerim. Saygılarımla.
 
 
                                                                                                                   Bekir ALANOĞLU
                                                                                                               CİPDER Genel Başkanı
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Etiketler; ,
Yorum Gönder
 Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış!
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
 
 
 

            TRT Haber Haberler

Son Dakika Haberleri  |  E?itim Haberleri